İÇE DÖKÜLMELER/SOL ANAHTARI SACİT

  • Erkan ALTUN Erkan ALTUN

Sol anahtarı sacit!… Durun arkadaşlar! Daha çalmaya başlamadık. Birazdan hem tezgahı açarız hem de istek parçaları alırız. Az buçuk biliyorsunuz?

       Durun arkadaşlar! Daha çalmaya başlamadık. Birazdan hem tezgâhı açarız hem de istek parçaları alırız. Az buçuk biliyorsunuz? Yeldeğirmeni’nde oturuyorum. Akşama doğru da buraya gelip çalıyorum. Sizler sayesinde geçiniyorum. Biraz önce çok değişik bir şey oldu. Şu teknelerin oradaki uzun kıvırcık saçlı arkadaş yanıma yaklaşıp sosyal bir deney yaptığını, bir aylık kiramı vereceğini, karşılığında da size hayat hikâyemden ve yaşadığım zorluklardan bahsetmemi istedi. Önce “Şaka yapıyorsun!” dedim. İnanmadım. “Vallahi! 500 kâğıdı elime tutuşturup seni uzaktan izleyeceğim. Kalanı da iş tesliminde!” deyince inandım. Evet. Bize bakan arkadaş.

       Şimdi önce, size onun bir istek parçasını çalayım. Ayde Mori…  (rı nı rı nı rı nı rını rını rı. Hı hı hı hı hıhı hıhı hı) (La la si do re do si do la sol Fa fa sol la si la sol la fa sol fa mi La la si do re do si do la sol Fa fa sol la si la sol la fa sol…)

       Teşekkürler… Alkışlayan elleriniz dert görmesin. Vallahi bugün hepinizle dostane sohbet etmek benim de hoşuma gidecek. Çalacağız, söyleyeceğiz. Arkadaşımızın isteği doğrultusunda bol bol size hayat hikâyemi anlatacağım. Bu bölgede yaklaşık on yıldır çalıyorum. Az çok hepiniz beni tanımış olmalısınız. Adım Sacit! “Sol anahtarı Sacit” derlerdi konservatuar yıllarında. Portelere bir sol anahtarı çizerdim, herkes hayranlıkla beni izlerdi. Severdim sol anahtarı çizmeyi. Ne diyordum?.. İşte burada çalmaya başladıktan sonra zabıtalarla sürekli kapışır oldum. Neymiş: Esnaf rahatsız oluyormuş. Neymiş: Çok gürültü çıkartıyormuşum. Gitar çalıyorsam gitarıma, akordeon çalınca akordeona, bağlama çalınca bağlamaya el koyup belediyenin deposuna kaldırıyorlardı. Rüşvet istiyorlardı köpoğlular. Ben de onlara rüşvet verecek göz olmadığı için her seferinde başkan ile çözüyordum sorunlarımı… Onlar da -affedersiniz- her seferinde göt olup bir başka boş anımı kolluyorlardı.

       Size sokakta “İstek parça bilmiyorum.” dediğimde ayağımdan bıçaklandığımı anlatmış mıydım? Önce tatlı bir ezgi daha gelsin hikâyeyi anlatmadan önce. Tın tın tın tı tı tı. Çın çın çın çı çı çı… (Do re re re do re re re Fa mi mi re mi re re do re do sib la la Do re re re do re re re Fa mi mi re mi re re do re do sib la…) Bir gece elimde gitar, evime dönüyorum. Tam Deniz Oteli geçtim, sokağın başında üç beş şarapçı ellerinde sopa, bıçak demirle falan kesti önümü. Evet, oradaki metruk binanın önünde… Neymiş paraysa para, onları da eğlendirecekmişim. “Kardeşim kusura bakmayın, çok yorgunum, bir iki parça çalıp gideyim.” dedim. Oturttular aralarına. Biri diyor Urfa’nın Dağlarını çal, biri diyor Gözlerim Kara’yı biliyor musun? Vallahi söyledikleri parçaları hiç duymamıştım. “Ulan kavat! Sen de hiçbir bok bilmiyorsun!” deyip baldırıma sokmuşlardı bıçağı. O gece kendimi Haydarpaşa Numune Hastanesine zor atmıştım.

       İstek demişken… Birazdan alacağım güzel kardeşim. Malum… Şimdi konuşup kira parasını toplamaya bakacağız. Bu konuda siz de yardımcı olacaksınız artık.  Abim de uzaklardan gülümsediğine göre her şey yolundadır.

       Ne anlatayım? Zor oluyor böyle. Bazen kör şeytan diyor, gir maaşlı bir işe. Ama ruhumda yok. Ben başkasının boyunduruğu altında çalışamıyorum. Böyle birkaç denemem oldu. Ankara’dan İstanbul’a gelince sağ olsun ablam ile eniştem sahip çıktı bana. Eniştem, “Oğlum bırak çalgı çengi işlerini, sana düzenli bir maaş kazandıracak bir iş bulalım!” deyip beni bir arkadaşının yanında işe yerleştirdi. Çok tutunamadım orada. İki ay sonra istifamı verdim. Ondan sonra buldukları bütün işlerde de hep aynı şey oldu. Çalışamıyorum. Sabah 8, akşam 6 bana göre değil. Ruhum daralıyor. En sonunda eniştem de pes etti. Artık o gün bugündür kafama göre takılıp duruyorum. İşte burada çalıyorum, söylüyorum. İnsanları eğlendiriyorum. Bu, benim hoşuma gidiyor.

       Bir yandan çalıp söylemem hoşunuza gidiyor değil mi? Teşekkür ederim güzel kız! Sağ olun! Siz de iyi ki varsınız. Hı hı hı hın, vı vı vınnn… (Sol, la, si, si sol, la, si, si si, do, re, mi, re, re, do si, sol, do, si, la fa, sol, la, la fa, sol, la, la fa, sol, la, do, si, si, la, la fa, sol, fa, mi…) Bir de çalgıcı bir baksana diyorlar ya! İşte, en çok o koyuyor bana. Çalgıcı nedir ya? Her seferinde “Abi ben müzisyenim!” diye anlatmaya kalksam da birkaç densiz mutlaka çıkıyor. Eskiden çok kızardım. Artık takılmıyorum galiba.

       Ne bileyim… Müzik gruplarında da birkaç kez denemişliğim var. Ama hiçbir müzik grubunda tutunamadım. Ya birbirimizden elektrik alamadık ya da birçoğu haddinden fazla ukala. Ne bileyim… Yalnız başıma takılmak hoşuma gidiyor. Öyle çok da dostum yok hani. Bir siz varsınız bir de işte ablam ile eniştem.

       Ooooo! Tamam abim! Geliyorum hemen. Arkadaşlar, şu akordeona bir göz kulak olun. Ben şu kalan parayı alıp hemen geliyorum. Siz de istek parçalarını hazırlayın. Geldiğimde eğlenelim hepimiz.

İÇE DÖKÜLMELER

       Küçüklüğümden beri oldukça heyecanlı bir tiptim. Ota boka, her şeye heyecanlanıyordum. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı sınavına defalarca girmeme rağmen heyecanım yüzünden kazanamıyordum. Bir gün ne olduysa üçüncü denememde aldılar beni okula. O günü hiç unutmuyorum. Sevinçten hüngür hüngür ağlamıştım.

       O günlerde her şeye çok heyecanlanıyordum. Utangaç bir yapım vardı. Hoşlandığım kıza açılmam bile iki sene sürmüştü. O da onun sayesinde olmuştu. Bir gün ders boşluğunda kantinde yalnız başıma oturmuş, kitap okuyordum. Bir sesle irkildim: “Yanınıza oturabilir miyim? Kantinde oturacak boş bir yer yok da…” demişti. Heyecandan kekeleyerek “Tabii!..” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. Ne okuyorsun diye sorduğunda okumuş olduğum kitabı gösterdim. Konuşamıyordum, heyecanlanmıştım. Sorularıyla heyecanımı almıştı. Arkadaş olmuştuk. İki sene sonra bir gün “Senden çok hoşlanıyorum!” Sacit dediğinde neredeyse düşüp bayılacaktım. Ben de ondan hoşlandığımı iki yıldır beklediğimi falan anlatmıştım.

       Yetenekliydim. Heyecanlanmadığım müddetçe sorun yoktu.  Mezun olacağım sene sonu kız arkadaşımın zoruyla bir barda iş bulduk. Akşam sahne alacaktım ve ben haddinden fazla heyecanlıydım. Kız arkadaşımın konuşmaları bile beni sakinleştiremiyordu. “Bara biraz erken gidelim, bir iki kadeh bir şey iç; heyecanın yatışır, bülbül gibi söylersin!” teklifine balıklama atladım. Bir birayla başladım açılışa, bir bira daha, arkasından gevşemeye başlayınca bir duble de sek rakı… Ohhh!.. Kafam mis… Heyecan falan kalmamış. Ta ki benim anonsum yapılana kadar… Sahneye çıktığımda bacaklarım titremeye başladı. Sandalyenin üzerine oturup, gitarı kucağıma aldığımda titreme bir türlü geçmiyordu. Özür falan diliyorum ama kekeleyerek. Birisinin “La bu daha konuşmayı bile bilmiyor, şarkıyı nasıl söyleyecek!” bağrışmasına daha çok heyecanlandım. O heyecanla altıma kaçırmışım.

       Seyircinin “Çişli Sacit!” tempoları arasında kendimi bardan dışarıya nasıl attığımı, o soğuk kış günü Ankara sokaklarını nasıl arşınladığımı bir türlü unutamıyorum. O gün garip bir şekilde, çok acı bir şekilde utangaçlığımı yenmiş bulundum.

Bir şey mi dediniz?..

Esinlenilen Fotoğraf: Erkan Halis tarafından çekilmiştir.

Erkan Halis‘in instagram galerisi; https://www.instagram.com/erkhal/?igshid=15x8son442tyy

http://wiseof.com/kahramanimben/

  • Avatar
    Aysel
    2 ay önce

    Yazını çok begendim. Düşündüklerini ve gördüklerini bir yazıya aktarma olagan üstü.yazılarının devamı merakla bekliyeceğim

    3
  • Avatar
    INCİ BÜYÜKTAŞ
    2 ay önce

    Okuyana, eee devami nerde? dedirten harika bir deneme olmuş…samimiyetle çok beğendimi söyleyebilirim… bundan sonra paylaştığın tüm yazılarını merakla bekleyeceğim..

    5
    • Erkan ALTUN
      Erkan ALTUN
      2 ay önce

      Çok teşekkür ederim İnci. Yüreğine sağlık

      6
  • Avatar
    Zeliha orbay
    2 ay önce

    Erkan bey yine cok guzel olmus,tebrik ederim.

    5
    • Erkan ALTUN
      Erkan ALTUN
      2 ay önce

      çok teşekkür ederim zeliha hanım… beğenmenize çok sevindim

      5