İÇE DÖKÜLMELER / KAHRAMANIM BEN!

https://www.instagram.com/erkhal/?igshid=15x8son442tyy
  • Erkan ALTUN Erkan ALTUN

KAHRAMANIM BEN! Ah be güzel abim… Ablam… Ablacığım saygılar! Bir bakar mısın kardeş? Alooooo!.. Kime diyorum, hop!..  Hah, şöyle…

       Ah be güzel abim… Ablam… Ablacığım saygılar! Bir bakar mısın kardeş? Alooooo!.. Kime diyorum, hop!..  Hah, şöyle… Sevgili, değerli arkadaşlar. Adım, Kahraman Özyaman. Bir durun be oğlum!  Önce takdim demişler.

       Kendimizi takdim ettikten sonra… Anlıyorum. Şimdi iki dakika susarsanız… Oldu mu? Bence çok güzel oldu. Burada, herkesin huzurunda açıklıyorum. Şu arkası dönük, koşar adım giden arkadaş var ya, o çıkıp konuşmamı istedi. Evet, evet… Uzun kıvırcık saçları olan… Şu sokak başından bize bakan… Evet, tam üstüne bastın bey abim, ayağını çek! O keçi sakalı olan… İşte o arkadaş, şu ağacın altında aylaklık yaparken buldu beni. Eğer dikkatinizi çekip üç beş kendimden bahsedersem bir aylık şarabım ile yemek paramı vereceğini söyledi. Sosyal deney mi ne yapıyormuş?  Vallahi yalan yok beyim. Bak, elimde görmüş olduğun gıpgıcır 200’lüğü de o verdi. Tek bir şart koştu: siz değerli abilerin ve ablaların az da olsa beni dinlemeleri. Dur be abim! Nereye gidiyorsun… Ah be… Tamam git ama neler kaçırdığını bir bilsen…

http://wiseof.com/kor-ucus/

       Aslında ben konuşmayı çok da seven bir adam değilim. Adım, Halis Yaman. Bildiğin yağ markası gibi… Ne demiştim? Ha, evet!.. Kahraman demiştim daha en başta. Bu dikkatinden dolayı şu delikanlı arkadaşımızı bir alkışlayalım. Evet, Kahraman dedim. Hatta Kahraman Özyaman dedim. Zamanında bir destan yazdığım için mahalleli adımı öyle koydu. Bende yıllardır kafa kâğıdı hariç Kahraman ismini kullanıp dururum. Ağız alışkanlığı…

       Çok doğru söylüyorsun ablacığım! Anlatayım tabii hangi kahramanlıkları yaptığımı. Yaşım 15-16… Bir çini atölyesinde çırak olarak çalışıyorum. O zamanlar bu kadar yüksek daireler yok buralarda. Bir tek şu karşıdaki beş katlı bina yeni yapılmış. O da henüz bitmemiş. Hatta o binanın merdiven çinilerini bile biz yaptık. Az emeğim yoktur o binada. İşte, oranın teras katına yaşlı bir kadın çıkmış, intihar falan edecekmiş. Bağırıp çağırıyor. Aşağıya müthiş bir kalabalık toplanmış. “Lan ne oluyor!” deyip baktığımda yaşlı kadını teras kattan sarkarken gördüm.  Millet binaya girmeye çalışıyor. Şu çelik kapı yerine, gülle gibi ağır demir bir kapı var. Kırmaya çalışıyorlar. Ihhhhh… Bana mısın demiyor. Kanım kaynıyor. Bruce Lee filmlerinin hastasıyım. Şu yağmur suyu boruları var ya, işte ben onlara tutuna tutuna en üst kata kadar çıktım. Teyzem tam kendini bırakacağı zaman kolundan yakalayıp binbir güçlükle onu içeri çektim. Mahallelinin gözdesi oldum. Sadece o yaşlı teyzenin oğlu benden nefret ediyordu. “Bırakmadın ki gebersin. Geberse de mirasına konsaydık!..” diye…

       Bakkal İsmet, adımı o gün Kahraman koymuştu. O gün bugündür KAHRAMANIM BEN

       Tabii ki güzel kardeşim! Başka kahramanlıklar olmaz mı? Mesela geçen gün Okmeydanı SSK Hastanesinin oralarda dolaşıyorum. Belki bir nevale çıkar diye sağı solu kesiyorum. Yok, tövbe deyin! Ne hırsızım ne de dilenci. Nevaleden kastım, hani birileri acır da birkaç kuruş verir de karnımı doyururum diye bir bankın üstünü mesken tuttum kendime, gelen geçeni kesiyorum. Sonra gözüm hastanenin bahçesindeki sigara izmaritlerine takıldı. Ne kadar çok izmarit vardı. Aralarında içilmemiş, yarısı söndürülmüş izmaritler… Bir poşet buldum, bütün izmaritleri tek tek toplamaya başladım. Sarı ve beyaz izmaritler… Kaynıyor mübarekler.

       Kafamı nereye çevirsem onlarca, yüzlerce sigara izmariti… Vallahi yalan olmasın, 4-5 saat boyunca koca bir poşeti doldurdum ağzına kadar, serdim kaldırım taşının üstüne, az içilmişleri koydum gömlek cebime. Sonra da beni bir merak alınca sarı izmaritler ile beyaz izmaritleri üşenmeyip ayırdım. Beyazlar, sarıların iki katı fazlaydı. Boşuna dememişler, beyaz izmaritli sigaralar gariban sigarasıdır diye. Bunun kahramanlıkla ne alakası var diyeceksiniz! İşte, orada yanılıyorsun güzel ablam. Ağaçların, güzelim çiçeklerin, çimlerin ciğerlerinin çürümesine engel oldum. Bu kahramanlık sayılmıyor mu? KAHRAMANIM BEN! Demiştim değil mi?

       Tamam, tamam… Kızmayın arkadaşlar! Peki, siz ne diyorsanız o olsun! Sıkmayın canınızı. Sonuçta hayat güzel, bizim karga Selim uçuyor! Ha ha ha!.. Kuşlar uçuyor mu? Yanlışınız var arkadaşlar! Bizim Selim çaksın bir şişe köpek öldüreni, kuş gibi kollarını çırpa çırpa topukluyor. Hem karga da bir kuş değil mi? Eyvallah! Tamam biraderim! Sen nasıl düşünüyorsan doğrusu odur.

       Şu aşağıdaki caminin yanında bir eczane var ya: Candan Eczanesi! Bir ay önce bir baktım, bir tane çiçek reklam panosunun arkasında kalmış. Her seferinde bir iki bahaneyle girip o çiçeği ayağımın ucuyla güneşe kavuşturdum. Nasıl yani?.. Bu da mı kahramanlık değil?.. İlla can kurtarmak mı gerekiyor? Çiçeğin canı yok mu? Yok diyorsunuz. Ne gülüyorsun ablam? Komik mi anlattıklarım? Dur bak, şimdi geldi aklıma. Daha geçen hafta Seher’in çocuklarının canlarını kurtardım ya. Bunu anlatayım… 

       Seher’in tam 7 yavrusu oldu, biri öldü, kaldı altı yavru… Ben bakıyorum, mahalleli bakıyor. Az buçuk vicdan sahibi herkes mama falan taşıyor. La kedi oğlum… Amma da cahil çıktın sen de ha! Bir gün yavrular yuvayı terk edip sağa sola kaçışmışlar. Ben de bunları gördüm. Teker teker topluyorum. 1-2-3 kedi… Hah, sen de buradasın nankör kedi! Oldu 4 kedi. Topladığım yavruların hepsini yuvalarına geri bırakıp olmayanları arıyorum. Beşinci, ağaca çıkmaya çabalıyor. Onu da koyduk yerine. Altıncıyı bir türlü bulamıyorum. Bir saate yakın aradım. Sonra bir baktım, E-5’te yola çıkmak üzere. Ya inanır mısınız, koştum! Yola çıkmak üzereyken yakaladım. KAHRAMANIM BEN, dememe gerek yok herhâlde?

       İşte böyle, saygıdeğer abilerim, ablalarım… Kıvırcık saçlı abim, uzaklardan paranın geri kalanı ile şarapları gösteriyor.  Hadi bana elveda, size de hoşça kalın…

       Dağılın lan! Maymun mu oynuyor? Hadi oğlum, sen de dağıl! Hadi, bekleme yapma!..

İÇE DÖKÜLMELER

       Kabullenemiyorum… O gün olanları kesinlikle kabullenemiyorum… Çini atölyesine girip çalışmaya başladığımda neredeyse çocuktum. Çok samimi bir arkadaşım vardı. Adı Murat. Annesi, babası köye giderken otobüsün kaza yapması sonucu vefat etmişlerdi. Murat’ı yıllarca babaannesi büyüttü. Samimi arkadaşım olduğu için ailem de Murat’a sahip çıkmıştı. Yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmiyordu. Ailem bana ne yapıyorsa Murat’a da aynısını yapıyordu. Arkadaşım bir yerden sonra kardeşim oldu. Beraber büyüdük diyebilirim. Ben okumadım. Çini atölyesine çırak olarak girdim. O iki yıllık muhasebecilik okudu. Askere gittik, geldik. Ben evlendim. Babamın desteğiyle ve birikimlerimle çini atölyesini alıp çalışmaya başladım. O sırada bir çocuğum oldu. Çok mutluydum… Murat çalıştığı hiçbir yerde dikiş tutturamadı. En sonunda dayanamayıp Murat’ı yanıma muhasebeci olarak aldım.

       Aslında ihtiyacım yoktu. Sırf sağda solda sürünmesin diye yanıma aldım onu. Normal şartlarda üç beş kuruşa dışarıdan defterleri tutturabilirdim. Keşke tuttursaymışım… Ne bileyim… Çok koyuyor… Düşündükçe, aklıma geldikçe çok koyuyor. Gözyaşlarımı tutamıyorum.

         Bizim işimiz beden ile. Şükür, işler de iyi o zamanlar. Sanatımı konuşturuyorum. Bir de malzemeler çok pahalandığı için hep stoklu çalışıyoruz. O lanet günden bir hafta önce de haddinden fazla yüklü bir mal çekmiştik. Hani zam falan yerse zamdan etkilenmeden çalışalım diye. Müşteriden geldiğimde Murat’ı masanın başında mırıldandığını görünce “Ne oldu oğlum, keçileri mi kaçırdın?” dedim. Güldü: “Kanka! Sabahtan beri imza denemesi yapıyorum. Bak bakalım, sence hangi imza güzel?” Baktım, bir kâğıt üzerinde onlarca hatta yüzlerce değişik değişik imza… Boş yer yok. Baktım… Baktım… Hiçbiri güzel değildi. “Ne lan bunlar?” dedim. “Bir de okumuş adam olacaksın! Bütün imzalar kötüymüş.” dedim. “Peki kanka, sen at, bir de senin imzana bakalım…” İmza kâğıdını önüme uzattı. En altta kalan boşluğu imzaladım. “Vay!..” deyip çekti kâğıdı önüne. “Senin imzan da bayağı iyiymiş. Sıkı bir imza bulup senin de takdirini alacağım!” dedi. Güldük, gülüştük. Birkaç gün sonra Murat işe gelmedi. Sordum, soruşturdum. Mahalleden de gittiğini söylediler. Murat sırra kadem basmıştı.

https://www.instagram.com/dokunan_anlara/

       Birkaç hafta sonra ise postacının getirmiş olduğu tahliye kâğıdı ile kafamdan aşağı kaynar sular boşaldı. Murat’ın bana imza attırdığı kâğıdın üstüne dükkânı ona devrettiğimi, paramı aldığımı, falanı filanı yazdığını öğrendim avukatımdan. Oysa ben imza kağıdının en alt tarafına imzamı attığımı sanıyordum. Meğerse altta bir kâğıt daha varmış. Bilir kişi falan. Ne yaptıysam dükkânı kurtaramadım. Bir daha da Murat’ı görmedim. O günden sonra içkiye başladım, agresif bir adam olup çıktım. Karım, çocuğumuzu da alıp terk edip gitti beni. Deli değilim ben, dilenci de! Olsa olsa… Demiş miydim? KAHRAMANIM BEN…

Esinlenilen Fotoğraf: Erkan Halis tarafından çekilmiştir.

Erkan Halis‘in instagram galerisi; https://www.instagram.com/erkhal/?igshid=15x8son442tyy

  • Avatar
    Özhan koca
    2 ay önce

    Yasemin hn a katılıyorum. Sadri alışığın ‘buda mi gol değil hakim bey repliğini fazlasıyla hissettirdi. Kalemine sağlık

    5
  • Avatar
    Yasemin Alkaya sahin
    2 ay önce

    69 yapımı bi film vardı rahmetli ssdri alışırsın. “Ah be istanbul” o yillara göre güzel bi filmi siyah beyaz.hatta geçenlerde oturdum izledim 2 saat. Ona benzettim.hafif kaçık ama trajik bi hikaye sona gelene kadr “eee hadi bu ne” diyosun yaklastikca zavallı kahraman diyosun..giriş gelişme yer değiştirmiş değişik te olmuş gibi.beğendim çok sonu belli olmayan okudukça merk uyandıran eski Türk filmi kıvamında lezzetli bir hikaye olmus.ağzına sağlık arkadaşim. Sevgiler

    5
    • Erkan ALTUN
      Erkan ALTUN
      2 ay önce

      Çok teşekkür ederim sevgili arkadaşım. Aslında “İÇİ DÖKÜLMELER” olarak yazdığım bölümler kahramanların paralarını almaya giderken ki (o ana gelmelerindeki hayatındaki çarpışmaların) kafa sesi. Biz duymadık, görmedik, bilmiyoruz.Biz onların İÇE DÖKÜLMELER kısmından önceki bize anlattıklarına şahidiz. ve bütün öyküler, bir fotoğrafa bakıp çıkan lakırdılardır. biraz hayal gücü. biraz kurgu. biraz laflama… teşekkür ederim güzel yorumun için…

      5